TÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETE
DİĞER
YAZARLAR
× ANASAYFATÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETEKADINBİLİM VE TEKNOLOJİSAĞLIKKÜLTÜR SANATEKOLOJİMAGAZİNEĞİTİMDÜNYASPOREKONOMİYAZARLAR
YAZARLAR
Safiye Taş Koçyiğit

Daha çok yiyen daha mı güçlü olur?


Hastalandığımızda ‘İyileşmen için yemen lazım’ cümlesini hepimiz duymuşuzdur. Hastalığını hızlı atlatmak için çorba içine ekmek doğranır, meyveler dilimlenir, ya da suyu sıkılır. Gribi hızlı geçsin diye 1 kg portakal yiyen, normalde yemediği halde hasta olduğu için pilav, makarna yemeye çalışan… Peki ya gerçekten böyle mi? Fazla meyve yiyince,ya da o çorbaya ekmek doğrayınca daha mı hızlı iyileşiyoruz?

Size son okuduğum makalelerin özetleriyle anlatayım. Son iki yılımızı kabusa çeviren koronavirüs araştırmaları gösteriyor ki, obezite bu virüse bağlı ölüm riskini 3 kat arttırıyor. Hatta son dönemde bilim insanları koronavirüs aşısının obez bireylerde koruyuculuğunun daha az olduğu söylüyor. Bu ne kadar ürkütücü! Fazla kilolar ne yazık ki güçlü bir bağışıklık sistemini beraberinde getirmiyor. Bunu net olarak görebiliyoruz. Ayrıca son çalışmalar bize gösteriyor ki; bağışıklık sistemi ve sindirim sistemi ters orantı ile çalışıyor. Biri aktifken, diğeri pasif. Yani sürekli olarak atıştırma halinde olmak bağışıklık sisteminin çalışmasının durmasına yol açıyor. Görevini yerine getirmek için sindirim işleminin bitmesini bekliyor. Sindirim işlemi ise bizim ağızda çiğnememiz ile başlayıp, yemek borusu, mide ve bağırsaklara uzanan oldukça uzun saatler alabilen bir süreç. Biz en kolay kısmı yapıp çiğneme işlemini bitirip besini yutunca bizim görevimiz bitiyor, ama vücudun görevi bizim görevimizin bittiği yerde başlıyor. Yani biz ne kadar çiğnersek çiğneyelim maksimum 20 30 saniye içerisinde yuttuğumuz lokmanın sindirilmesi için mide ve bağırsaklarda bu süresinin onlarca katı sürede sindirim enzimine maruz bırakılması gerekiyor.

Bu bilgilerin ışığında hastalık döneminde en ideal beslenme şekli; kişiye göre değişmekle birlikte kişinin rutin düzenine uyabilecek 2 ile 4 öğün arasında azaltılmış öğün sayısı. Burada üzerinde durmamız gereken nokta oruç veya açlıktan bahsetmiyor olmam, öğün sayısını azaltmaktan bahsediyor oluşum. Bu önemli, çünkü 17-18 saati geçen açlıklarda kas yıkımları başlayabilir. Bu sebeple maksimum açlık süresi 15-16 saat ile sınırlandırılmalıdır. Benim en sık önerdiğim öğün sayısı ise 2 ana,ve isteğe göre 1 ara öğün olarak toplamda 3 öğündür. Öğün sayısını azaltınca, öğün içeriğinin kaliteli olması daha büyük bir önem taşıyor. Mutlak bir protein kaynağı gerekli, bu protein yumurta, et, tavuk, balık ve kurubaklagil olabilir ancak dikkat edilmesi gereken konu tüketim miktarıdır. Tabağın 1/4ü ile sınırlı tutulmalıdır. Protein önemli ancak mutlaka ve mutlaka tabağın yarısından daha fazla miktarda renkli sebzeler olması en temel nokta. Yeşil, sarı, kırmızı, mor ve beyaz renkli sebzeleri birleştirip çorba, yemek veya garnitür gibi haşlayıp tüketebilirsiniz. Ya da çiğ halde üzerinde limon sıkarak tüketmeyi deneyebilirsiniz. Tabağın kalan 1/4ü ise yarı yarıya yağ ve tahıl/meyve olarak dağıtılmalı. Ancak yemek ile beslenme bitmiyor. Hele de smöz konusu bağışıklık sistemi olduğunda, yemekten daha önemli bir konu varsa o da sudur. Su olmazsa temizlik olmaz, temizlik olmazsa bağışıklık iyi çalışamaz. Bunu unutmayın, her bir kilo başına 30/35 ml olacak şekilde su tüketiminizi kontrol edin. Suyun tadını sevmeyenlere tavsiyem kulağa acımasız gelebilir ama evde 1 ay susuz temizlik yapmaları, hayatta her şeyi sevdiğimiz için yapmıyoruz sonuçta, bulaşık yıkamak, ütü yapmak gibi bazı şeyler yapılması gerektiği için yapılıyor. Hele de bu yaşamın devamlılığı ve kalitesini belirliyor ise tekrar gözden geçirmekte fayda var. Sağlık dolu günler diliyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ege Saati mobil uygulamasını indirin, dünyayı Ege'den okuyun...