TÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETE
DİĞER
YAZARLAR
× ANASAYFATÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETEKADINBİLİM VE TEKNOLOJİSAĞLIKKÜLTÜR SANATEKOLOJİMAGAZİNEĞİTİMDÜNYASPOREKONOMİYAZARLAR
YAZARLAR
Dr. Cüneyt Tuğrul

Yeni bir tıp bakışı mı geliyor?


 

Bilindiği gibi dünya da en hızlı değişen sektörlerin başında sağlık sektörü gelmektedir. Cihaz Parkı'ndaki çok önemli gelişmeler ve  aynı zamanda hastalıklar hakkındaki bilgilerimizin değişmesi ile beraber tedavi protokollerinde de büyük değişimlerin oluşması izlemektedir. Özellikle 2008'den itibaren vücutta yaygın olarak bulunan mikroorganizmaların  tanınmasıyla beraber bu mikroorganizmaları bir düşman olarak görmekten bazılarını dost olarak görmeye dönen bir süreç yaşanmıştır. 

 

Mikrobiyolojik altyapıyı daha iyi anlamamızı sağlayan en önemli gelişme laboratuvarlarda RNA 16 S sıralama denen bir yöntemle mikropların sadece aktiviteleri ile saptanması değil ama hücre parçaları olan RNA larının saptanması ile devreye giren bir süreç yaşanmasıdır. Bu yöntem ile daha önce yüzlerle ifade edilen bakteri çeşitliliği artmış ve binlerce türün saptanmasına sebep olmuştur. Günümüzde vücudumuzda hücre sayısı olarak bizden kat kat fazla hatta 10 misli daha fazla bakteri virüs ve mantar hücresinin olduğunu bilmek ilginç gelecektir. Daha iyi anlaşılabilmesi için şöyle ifade edebiliriz dünyayı salgın tehdidi altına alan koronavirüsü okadar küçüktür ki tümü toplandığında sadece bir kilo bir ağırlığı bile bulamazken insan vücudunda 3 kiloya yakın Mikroorganizma vardır.  

 

Eskiden beri vücutta olan hastalıkların beslenme ile olan ilişkisi zaten bilinmekteydi ancak aradaki bağlantı tam olarak açıklanmadan bunların sadece alınan gıdalara gösterilen allerjik reaksiyonlar olarak görülmesi veya mikropların vücutta birer düşman özelliği ile yayılmaları olarak değerlendirilmesi geçerliydi. Halbuki zaman içinde aslında sindirim mekanizmasında bakterilerin düşünüldüğünden çok daha aktif yer aldığı görülmüştür. Daha önce vücut tarafından sindirilildiği kabul edilen birçok gıda maddesinin temelde bağırsaktaki bakteriler tarafından önce parçalandığını daha sonra vücut tarafından kullanılabilir haline geldiğini öğrenmiş bulunmaktayız.  Elbette bu öğrenimle beraber alerjilere bakış besinlerin meydana getirdiği şeker hastalığı ve aşırı kilo başta olmak üzere kalp hastalıkları, damar hastalıkları, siroz a kadar gidebilen karaciğer yağlanmaları yanı sıra vücutta otoimmün denen bağışıklık sisteminin kendisine kendi kendisine zarar verdiği mekanizmalarının da pek çoğunun bu bakteriyel dengedeki bozukluklara bağlı olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Kişinin o bozuklukları beslenme ile tetikleyebildiğini gösteren çalışmalar her gün artmaktadır. 

 

Çocuklarda mikrobiyom ve akciğer hastalıkları ve Astım, Antibiyotiklerin yükselişi barsak mikrobiyomunun değişimi ve insalarda görülen kilo artışı, sivilceler probiyotikler barsak- beyin - cilt aksı, barsak mikrobiomu ve akıl sağlığı, Allerjik hastalıklar barsak bakterileri ve beslenme, erken yaşlardaki çevresel etkiler ve ruh durumu : biyolojik psikiatri, Anksiyete ve depresyon gibi durumlarda stres ve barsak ilişkisi, Otizm ve barsak problemleri ilişkisi, sızan barsak ve Multipl Skleroz hastalığı gibi pek çok alanda araştırmalar yapılmakta hastalıklar ile barsak sağlığı arasındaki ilişkiler daha iyi anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bulgular her gün yeni mikrobiyom etkinliği ve tadvisi bakışını desteklemekte, tıbbi durumlar ile bu durumu oluşturan barsak kökenli bakteriel sebepler arasındaki bağlantıların gün geçtikçe daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. 

 

Bu çalışmalar sadece gençler ve bazı hastalıklar için değil ama yaşlanma dönemininde daha iyi anlaşılması ve desteklenebilmesine olanak sağlayacağı için her yaş grubu için önemlidir. Örneğin Parkinson ile ilgili çalışmalar yapılırken kabızlığın pek çok hastada ilk bulgu olarak karşılaşıldığının fark edilmesi, beyinde birikerek Parkinson a sebep olan bazı kimyasalların aslında barsakta üretildiği ve sinirler aracılığıyla beyine taşındığının bulunması, hastalıkta beslenmenin önemini gösterdiği gibi barsak bakterilerinin reorganizasyonu ile parkinson un da geriletibileceğine dair umut vermektedir. Her ne kadar bakteriel tedaviler halen probiyotiklerin kullanılması aşamasında olsa da, araştırmalar bu hızla devam ettikçe parkinson ve buna benzer barsak bakterilerinden köken aldığı düşünülen hastalıklara yönelik spesifik bakteriler içeren tedaviler yakın zamanda piyasada bulunabilecektir. 

 

Hipokrat’ın dediği gibi ‘Bütün hastalıklar bağırsaklarda başlar’, diye düşünülen bir tıbbın gelişmesini izlediğimiz günlerdeyiz. 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ege Saati mobil uygulamasını indirin, dünyayı Ege'den okuyun...